Milano Moda Haftası’nda vitrin hazırlayan genç iç mimar Ballıkaya: “Sanat ve tasarım birbirine âşık iki dal”

Yüksek lisans için gittiği İtalya’da, dünyada öne çıkan dört moda haftasından biri olan Milano Moda Haftası’nda Biffi Boutiques için vitrin hazırlayan 24 yaşındaki Aysel Ballıkaya, kariyer yolculuğunda önemli bir adım attı.

“Açıkçası bu, hayallerime bile sığmayan türden bir fırsattı. Bölüm başkanımız beni arayıp, projede yer almamı doğrudan teklif ettiğinde ilk başta inanamadım.” diyen Ballıkaya, bu deneyimi “unutulmaz” olarak niteledi. Yaklaşık bir ay boyunca profesyonel bir ekiple çalışan Ballıkaya, süreçte en sevdiği şeyin yaratıcılığına neredeyse hiçbir sınır konulmaması olduğunu söyledi.

Bu deneyimin yalnızca kişisel bir başarı değil, aynı zamanda nereden geldiğini ve kim olduğunu gururla taşıyabildiği çok özel bir an olduğunu dile getiren Ballıkaya, iç mimar olarak çıktığı yolda moda dünyasının bir parçası olmayı da kariyer hedefleri arasına koydu.

“Sanat, her zaman kendimi bulduğum ve ifade edebildiğim bir dil oldu. Zamanla sanata olan aşkım tasarımla buluştu. Bana göre sanat ve tasarım birbirine âşık iki dal” diyen Ballıkaya, yolculuğunu ve hedeflerini Türk Ajansı Kıbrıs’a anlattı.

-“Sanat ve tasarım, kendimi bildim bileli hayatımın önemli bir parçası oldu”

Eğitimine ilkokuldan, liseye kadar Yakın Doğu İlkokulu ve Koleji’nde devam eden Ballıkaya, hayalini kurduğu sanat ve tasarım eğitimini ilk olarak Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi’nde (ARUCAD) aldı, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans için İtalya serüveni  bundan sonra başlayan Ballıkaya, eğitime bakış açısını şu sözlerle dile getirdi:

“Sanat ve tasarım, kendimi bildim bileli hayatımın önemli bir parçası oldu. Her zaman yaratıcılığımı özgürce ifade edebileceğim, yeni şeyler öğrenebileceğim ve üretebileceğim bir alanda olmayı hayal ettim. Benim için öğrenmek, hiçbir zaman yalnızca bir diploma sahibi olmakla sınırlı olmadı. Keşfedecek, öğrenecek ve deneyimleyecek daha çok şey olduğuna inanıyordum. Bu yüzden eğitim hayatıma veda etmeye henüz hazır değildim. Bir diğer hayalim olan yüksek lisans eğitimimi şu anda Milano’daki Nuova Accademia di Belle Arti’de (NABA) İç Mekân Tasarımı alanında tamamlamak üzereyim.”

“Milano’da yüksek lisans eğitimi almaya nasıl karar verdiniz?” sorusuna, “İtalya benim için her zaman hayalini kurduğum bir yerdi” diyerek yanıt veren Ballıkaya, şunları söyledi:

“İtalya, sanatını ve tasarımını yakından takip ettiğim, her yönüyle beni büyüleyen ve motive eden bir ülke. 2018 yılında İtalya’ya yaptığım ilk seyahatten itibaren, bir gün burada benim de bir hikâyem olacağına inandım. Tasarım alanındaki bilgilerimi geliştirebileceğim ve ruhumun sanata olan ihtiyacını karşılayabileceğim yerin burası olduğunu hissettim.

Üniversiteye başlayacağım dönemde, maalesef pandeminin ortaya çıkmasıyla yurt dışında eğitim almak daha da zorlaştı. Ben de bu hayalimi yüksek lisans dönemimde gerçekleştirmeye karar verdim ve araştırmalarıma başladım. Sonunda burs kazanarak, hayalini kurduğum okulda eğitim alma fırsatını elde ettim.”

Yurt dışında eğitim almanın, hayatını tamamen değiştirdiğini belirten Aysel Ballıkaya, “Milano’daki eğitim süreci bana çok geniş bir bilgi birikimi, zengin bir kaynak arşivi ve farklı bakış açıları kazandırdı. Aynı zamanda dünyanın her yerinden farklı kültürlerle birlikte olmak ve projelerde birlikte çalışmak da çok ilham verici.” diye konuştu.

Zorluklarla dolu bir yolculuk olsa da ilerlediğini ve geliştiğini gördükçe kendine olan güveninin arttığını kaydeden Ballıkaya, bunun, devam etmek için kendisine daha fazla motivasyon verdiğini söyledi. Yurt dışında tek başına yaşamanın da insanı birçok yönden olgunlaştırdığını dile getiren Ballıkaya, “Kendi kararlarını almak, zorluklarla yüzleşmek ve farklı bir kültürde sıfırdan hayat kurmak, insanın kendisini daha yakından tanımasında ve kendi benliğini keşfetmesinde büyük rol oynuyor.” dedi.

-“Aslında benim amacım en başından beri belliydi: Bir şeyler yaratmak”

Çocukluğunda “ressam olmak” isteyen Ballıkaya, iç mimarlığa nasıl yöneldiğini ise şu sözlerle dile getirdi:

“Doğrusunu söylemek gerekirse, iç mimarlık benim çocukluk hayalim değildi. Çocukken tek hayalim ressam olmaktı. Sanat, her zaman kendimi bulduğum ve ifade edebildiğim bir dil oldu. Zamanla sanata olan aşkım tasarımla buluştu ve birbirini tamamladı denilebilir. Bana göre sanat ve tasarım birbirine âşık iki dal. Birbirini besleyen ve tamamlayan bir bütün. Aslında benim amacım en başından beri belliydi: “Bir şeyler yaratmak.”

-“Mekânların hissedebildiğimiz birer deneyim olduğunu anlatmak istiyorum”

Tasarım alanına yöneldikçe mekânların gücü ve insanlara hissettirdiklerinin, ilgisini daha fazla çekmeye başladığını söyleyen Ballıkaya, şöyle devam etti:

“Benim için bir mekân yalnızca fiziksel bir alan değil, kendine ait bir ruhu olan, insan üzerinde güçlü etkiler bırakabilen bir varlık. İşte benim yapmak istediğim de tam olarak bu. İnsanlara, mekânların yalnızca gördüğümüz şeylerden ibaret olmadığını, aynı zamanda hissedebildiğimiz birer deneyim olduğunu anlatabilmek.”

-“Benim için unutulmaz bir deneyimdi”

Yüksek lisans eğitimine devam ederken, Milano Moda Haftası’nda Biffi Boutiques için vitrin hazırlama fırsatını yakalayan Ballıkaya, bu deneyimi “unutulmaz” olarak niteledi ve şöyle konuştu:  

“Milano Moda Haftası, dünyanın en önemli moda organizasyonlarından biri. Böyle bir organizasyonun parçası olmak, farklı alanlarda çalışan birçok tasarımcı için de büyük bir hayal. Biffi Boutiques, birçok lüks markayı bir araya getiren, güçlü bir tasarım vizyonuna sahip bir konsept mağaza. Bu proje ise genç tasarımcılara fırsat sunmak ve onların çalışmalarını görünür kılmak amacıyla, Hearst Magazines iş birliğiyle gerçekleştirildi.

Açıkçası bu, hayallerime bile sığmayan türden bir fırsattı. Bölüm başkanımız beni arayıp, projede yer almamı doğrudan teklif ettiğinde ilk başta inanamadım. Daha sonra öğrendiğime göre, yalnızca seçilmiş bir grup öğrenciye başvuru yapma fırsatı tanınmıştı. Böyle bir teklif almak beni çok onurlandırdı.”

-“Süreçte en sevdiğim şey, yaratıcılığımıza neredeyse hiçbir sınır konulmamasıydı”

Yaklaşık bir ay boyunca profesyonel bir ekiple çalıştığını dile getiren Ballıkaya, süreci şöyle özetledi:

“Süreçte en sevdiğim şey, yaratıcılığımıza neredeyse hiçbir sınır konulmamasıydı. Kısıtlı zamanımızı göz önünde bulundurarak istediğimiz kadar çılgın fikirler geliştirebileceğimiz söylendi. Küratörümüzün rehberliğinde birçok farklı fikir üzerinde çalıştık.

Ben, ABOUT dergisinin Radikal Yeniden Kullanım (Radical Reuse) baskısını seçtim. Bu, zaten uzun zamandır ilgi duyduğum bir konuydu. Heyecanla bu keyifli projede çalışırken aynı zamanda organizasyonun davetiyelerini de ben tasarladım. Yoğun bir tasarım ve üretim sürecinin ardından, ekibimizin desteğiyle projemizi hayata geçirdik ve büyük bir açılış gerçekleştirdik.

Özellikle açılışta editörler, tasarımcılar, modeller ve sektörün farklı alanlarından birçok isimle tanışmak, çalışmalarımızın takdir edildiğini görmek ve bütün bu deneyimi yaşayabilmek benim için paha biçilemezdi.”

-“Adımı Milano’nun önemli sokaklarından birinde görmek benim için inanılmaz duygusal bir andı”

“Bir Kıbrıslı Türk olarak Milano Moda Haftası’nda yer almak size nasıl hissettirdi?” sorusuna, “Benim için kelimelerle anlatması zor bir gururdu” yanıtını veren Ballıkaya, duygularını şöyle dile getirdi:

“Biz Kuzey Kıbrıs’ta sürekli bir var olma mücadelesi içindeyiz. Özellikle gençler bu durumu derinden hissediyor ve bazılarımız yalnızca dünyada kendimize bir yer bulabilmek, fırsatlara ulaşabilmek ve hayallerimizi gerçekleştirebilmek için çok sevdiğimiz adamızdan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

Bir Kıbrıslı Türk olarak adımı Milano’nun önemli sokaklarından birinde görmek benim için inanılmaz duygusal bir andı. Belki de ilk kez, dünyanın bir yerinde gerçekten var olduğumu ve sesimi duyurabildiğimi hissettim. Bu deneyim benim için yalnızca kişisel bir başarı değil, aynı zamanda nereden geldiğimi ve kim olduğumu gururla taşıyabildiğim çok özel bir andı.”

-“Bu şehirde yaşayıp modaya hayranlık duymamak imkânsız”

Milano’ya gelmeden önce modaya özel bir düşkünlüğü olmadığını ifade eden Ballıkaya, fikrinin nasıl değiştiğini şu sözlerle anlattı:

“Bu şehirde yaşayıp modaya hayranlık duymamak imkânsız. Milano Moda Haftası kapsamında yer aldığım projeden önce de moda dünyasına ve özellikle mağaza tasarımına olan ilgim giderek, artmaya başlamıştı.

Şu anda bu alanda çalışmak öncelikli tercihlerimden biri. Bir markanın kimliğini ve tasarım dilini anlayıp bunu kendi vizyonunuzla birleştirerek, bir mekâna dönüştürmek ve bir deneyim yaratmak bana oldukça heyecan verici geliyor. Özellikle tasarımın farklı disiplinlerinin bir araya gelmesi ve birbirini beslemesi, bu alana olan ilgimi daha da artırıyor. Bu nedenle kendimi bu alanda geliştirmek, aynı zamanda moda dünyasının bir parçası olmak kesinlikle kariyer hedeflerim arasında.”

-“Tezim Kıbrıs üzerine ve bana oldukça umut veren bir proje”

Üniversite yıllarından itibaren farklı alanlarda, üretim ve fabrika ortamında çalıştığını, ofis ve şantiyelerde deneyim kazandığını, bütün bu süreçlerin iç mimarlığa olan hayranlığını artırdığını ve kendisine doğru yolda olduğunu gösterdiğini belirten Ballıkaya, şu anda yüksek lisans tezinin araştırma, yazım ve tasarım süreciyle ilgilendiğini söyledi. “Tezim Kıbrıs üzerine ve bana oldukça umut veren bir proje” diyen Ballıkaya, çalışması hakkında şöyle konuştu:  

“Bu çalışmada, bölünmüş toplumlarda tasarımın, barışa ve diyaloğa katkı sunabilecek bir araç olarak potansiyelini araştırıyorum. Benim için tasarım her zaman bir umut kaynağı oldu; şimdi ise bu umudu, adamızın geleceğine dair en büyük dileklerimden biri olan barışla buluşturmak istiyorum.”

-“Noema’yı geliştirmek ve bir marka hâline getirmek de hedeflerim arasında”

Yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra da kendini farklı alanlarda geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye devam etmek istediğini söyleyen Ballıkaya, yüksek lisansına odaklanabilmek için yaklaşık bir yıldır profesyonel iş hayatına ara verdiğini, ancak çalışmayı çok özlediğini ifade etti.

Şu anda Avrupa’daki iş piyasasının oldukça zorlu bir dönemde olduğunu belirten Ballıkaya, buna rağmen Kıbrıs’ta deneyimleme fırsatı bulamayacağı alanlarda çalışmak, farklı tasarım yaklaşımlarını yakından tanımak ve uluslararası deneyim kazanmak istediğini dile getirdi.

Instagram üzerinden kendi projelerini ve düşüncelerini paylaştığı kişisel bir platform olan Noema’dan da bahseden Ballıkaya, Noema’nın, Antik Yunanca kökenli, “düşüncenin nesnesi” anlamına gelen felsefi bir kavram olduğunu söyledi, “Bir gün kendi tasarım stüdyoma dönüşmesini hayal ettiğim Noema’yı geliştirmek ve bir marka hâline getirmek de hedeflerim arasında.” dedi.

-“Ülkeme kesinlikle dönmek istiyorum”

“Ülkeye dönmeyi planlıyor musunuz yoksa hayatınıza yurt dışında mı devam etmek istiyorsunuz?” sorusuna, “Açık konuşmak gerekirse, birkaç yıl önceki Aysel’e bu soruyu sorsaydınız muhtemelen ‘Döneceğimi düşünmüyorum’ derdi. Ancak bugünkü ben, bir gün kesinlikle dönmek istediğimi söyleyebilirim” yanıtını veren Ballıkaya, şöyle devam etti: 

“Daha önce de söylediğim gibi, uzakta yaşamak insana birçok şeyi farklı bir gözle görme fırsatı veriyor. Ben de bu süreçte adamı ne kadar çok sevdiğimi ve bütün zorluklara rağmen Kıbrıs’a dair hâlâ ne kadar umut taşıdığımı fark ettim.

Eksiklerine ve zorluklarına rağmen bir gün geri dönmek, hatta belki de bu eksikliklerin bazılarını değiştirebilmek için elimden geleni yapmak isterim. Özellikle tasarım alanında öğrendiklerimi ve edindiğim deneyimleri kendi ülkeme geri kazandırmak, yeni bakış açıları ve yenilikler getirebilmek en büyük hedeflerimden biri.”

-“Buraya geldiğimde anladım ki her şey mümkün”

“Sizin yürüdüğünüz yoldan ilerlemek isteyen gençlere verebileceğiniz tavsiyeler var mı?” sorusunu da yanıtlayan Ballıkaya, şunları söyledi:

“Bu yolda bana çok tavsiyeler verildi. ‘Bunu okuma’, ‘Git ve dönme’, ‘Zorlanırsan çık gel’ gibi pek çok farklı şey. Ancak benim verebileceğim en büyük tavsiye, kendinize ve olasılıklara inanmanız. Ben buraya geldiğimde anladım ki, gerçekten her şey mümkün. Hayalini kurduğunuz hatta hayal bile edemediğiniz şeyler bile.

Önemli olan vazgeçmemek. Zorlandığınız, düştüğünüz ve kendinizden şüphe ettiğiniz anlarda bile devam edebilmek için bir motivasyon bulmak. Çünkü her yol bir yere çıkar, yol nasıl olursa olsun. Yaratmak umutla başlar. Güzellikleri görmeyen, bakmayı bilmeyen birinin yaratması zordur. Bu yüzden o yolda giderken yalnızca ulaşmak istediğiniz noktaya değil, yol boyunca karşınıza çıkan güzelliklere de bakın. Bazen devam etmek için ihtiyacınız olan motivasyon tam da budur.”

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir