Antonio Guterres, 27-29 Temmuz 2026 tarihleri arasında Kıbrıs’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Üstelik görev süresinin sonuna yaklaşmışken…
Bu ziyaret, görevdeki bir BM Genel Sekreteri’nin adaya yaklaşık 16 yıl sonra yaptığı ilk resmi ziyaret olarak kayıtlara geçti.
Programı oldukça yoğundu. İki liderle ayrı ayrı görüştü, ardından ortak toplantıya katıldı. Güven artırıcı önlemleri değerlendirdi, Kayıp Şahıslar Komitesi’ni ziyaret etti ve çeşitli temaslarda bulundu.
Diplomatik takvim açısından bakıldığında bunlar rutin faaliyetler gibi görülebilir.
Ancak diplomasi çoğu zaman görünenin ötesindedir.
Asıl soru şudur:
Ortak bir müzakere zemini dahi yokken, BM Genel Sekreteri neden şimdi Kıbrıs’a geldi?
Çünkü bugün Kıbrıs meselesindeki çıkmaz, geçmiştekilerden farklı bir noktaya ulaşmış durumda.
Taraflar artık yalnızca çözüm üzerinde anlaşamıyor değiller; hangi çözüm modelinin konuşulacağı konusunda bile uzlaşamıyorlar.
Türk tarafı, 50 yılı aşkın süren müzakerelerin ardından egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü kabul edilmeden yeni bir resmi müzakere sürecinin başlamasının mümkün olmadığını savunuyor.
Rum tarafı ise federasyon dışında herhangi bir modeli görüşmeyeceğini açıkça ifade ediyor. Öte yandan, elli yılı aşkın süredir yürütülen müzakerelerde BM’nin sunduğu federal çözüm planlarını reddeden Rum tarafı, bugün hâlâ “federal çözüm temelinde müzakerelere hazırız” mesajını veriyor.
Yani sorun artık yalnızca çözümün kendisi değil; çözümün hangi zeminde tartışılacağıdır.
Böyle bir tabloda yeni bir 5+1 toplantısından ya da kapsamlı bir müzakere sürecinden söz etmek ne kadar gerçekçi?
Aslında bu sorunun cevabı aylar önce aranmaya başlandı.
Guterres’in görevlendirdiği Kişisel Temsilci Maria Angela Holguín, aylar boyunca yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Lefkoşa’da iki liderle görüştü; Ankara, Atina ve Londra’da garantör ülkelerle temaslarda bulundu. Avrupa Birliği yetkilileriyle de bir araya geldi.
Görevi açıktı: Taraflar arasında ortak bir müzakere zemini bulunup bulunmadığını tespit etmek.
Ancak yürüttüğü temasların sonunda tablo değişmedi.
Holguín’in diplomasisi tarafların temel pozisyonlarını değiştiremedi.
Taraflar yalnızca çözüm modeli konusunda değil, hangi çerçevede müzakere edileceği konusunda da aynı noktada kaldılar.
İşte tam da bu nedenle Guterres’in ziyareti yeni soruları beraberinde getiriyor.
Holguín’in aylar boyunca bulamadığı ortak zemini Guterres birkaç günde bulabilir mi?
Eğer Genel Sekreter, son aylarda Ankara, Atina, Londra ya da Brüksel’deki temaslarında önemli bir siyasi değişimin işaretlerini aldıysa, bunun yansımalarını önümüzdeki dönemde görmek mümkün olabilir.
Ancak bugüne kadar kamuoyuna yansıyan gelişmeler böyle bir değişime işaret etmiyor.
Buna rağmen diplomatik kulislerde farklı senaryolar konuşuluyor:
Bunlardan biri, Guterres’in; Holguín’in raporunu, liderlerden aldığı mesajları ve New York’taki değerlendirmelerini bir araya getirerek yeni bir siyasi çerçeve belgesi hazırlayabileceği yönünde.
Bazı değerlendirmelere göre böyle bir belge, Crans-Montana’da kesilen sürecin yeniden canlandırılması amacıyla kullanılabilir. Taraflar tarafından kabul edilmese bile, gelecekte yürütülecek diplomatik girişimlere referans oluşturması hedeflenebilir.
Ancak başka bir ihtimal daha var. Belki de Guterres Kıbrıs’a yeni bir çözüm üretmek için değil, neden çözüm üretilemediğini kendi gözleriyle görmek için geldi.
Çünkü diplomasi yalnızca anlaşma üretme süreci değildir.
Bazen çözümsüzlüğün nedenlerini tespit etmek ve bundan sonraki yol haritasını belirlemek de diplomasinin önemli bir parçasıdır.
Holguín’in “ortak zemin bulunamadı” değerlendirmesi biliniyor. Ancak BM Genel Sekreteri’nin tüm siyasi ağırlığıyla gidip durumu sahada görerek kendi siyasi gözlemleri ile bu sonuca ulaşması çok daha etkili olur.
Guterres belki de bundan sonraki dönemde BM’nin nasıl hareket edeceğine karar verebilmek için kendi değerlendirmesini oluşturmak istedi.
Bunun yanında, bir başka değerlendirme daha yapılabilir.
Bazı yorumlara göre, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri uzun yıllardır Kıbrıs’taki mevcut statükonun korunmasını tercih ediyor. Bu bakış açısına göre, 1964 tarihli 186 sayılı Güvenlik Konseyi kararından sonra Kıbrıs meselesinin tamamen kapanması hiçbir zaman istenmedi. Çünkü tarafların kabul edeceği kalıcı bir çözüm üretilemediği sürece mevcut durum, uluslararası aktörlerin belirli çıkarlarını koruyan bir denge oluşturuyor.
Bu değerlendirmeye göre amaç, dosyanın tamamen kapanmasını önlemek, uygun siyasi şartlar oluştuğunda ise yeniden müzakere sürecini başlatabilecek zemini hazır tutmaktır.
Bu nedenle bugün Genel Sekreter’in önceliği kapsamlı bir çözüm üretmekten çok, sürecin tamamen kopmasını önlemek olabilir.
Yani müzakereler başlamasa bile diyalog devam etsin…
Bu yaklaşımı eleştirenler ise, mevcut statükonun KKTC açısından yarattığı siyasi ve ekonomik maliyetlerin uluslararası toplum tarafından yeterince dikkate alınmadığını savunuyor. Onlara göre yıllardır devam eden sonuçsuz müzakere döngüsü, sorunu çözmekten çok, yönetmeye yönelik bir yönteme dönüşmüş durumda.
Nitekim üçlü görüşmenin ardından ortak bir açıklama yapılmaması da, Guterres’in kısa vadede siyasi bir açılım sağlayamadığını düşündüren gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte BM Genel Sekreteri süreci kapatmadı.
Aksine, iki liderin barışa bağlılıklarını sürdürdüğünü vurguladı ve güven artırıcı önlemlerde ilerleme sağlanması hâlinde gelecekte yeni bir 5+1 toplantısı için hazırlıkların devam edeceğini açıkladı.
Peki böyle bir girişimin başarı şansı var mı?
Birleşmiş Milletler geçmişte de benzer girişimlerde bulundu.
Ancak bugünkü siyasi şartlar geçmiştekilerden oldukça farklı görünüyor.
Hem Türk tarafı hem de Rum tarafı, üzerinde uzlaşmadıkları herhangi bir çözüm modelinin kendilerine empoze edilmesini kabul etmeyeceklerini açıkça ifade ediyor.
Bu nedenle yeni bir siyasi belge hazırlanması mümkün olsa bile, bunun taraflarca kabul edilmesi bugün için oldukça zor görünüyor.
Gidişat, adeta yeni bir “BM Kıbrıs klasiği”ne doğru ilerliyor.
Taraflar anlaşamaz.
Pozisyonlar değişmez.
Hatta zaman zaman siyasi uçurum daha da derinleşir.
Ama diplomasi durmaz.
Temaslar sürer.
Yeni temsilciler atanır.
Yeni raporlar hazırlanır.
Yeni görüşmeler yapılır.
Ardından yeni temaslar…
Yeni müzakere arayışları…
Ve süreç yeniden en başa döner.
Döngü devam eder.
BM artık ayakta durmakta çok zorlanan bir örgüt. Çoğu gözlemciye göre zaten etkisini çoktan kaybetmiş. Afrika’da katliamları soykırımları önleyememiş, Bosna’da Srebrenitsa’da BM askerleri soykırıma destekle suçlanıyor, Ukrayna’da bu örgüt tümüyle seyirci kaldı ve İsrail’in Gazzedeki soykırımına ve Lübnan’a Suriye’ye devamlı saldırılarını önlemede tümüyle etkisiz bir halde. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarında adı bile geçmiyor. Kıbrıs’ta bir başarı yakalayıp hala ölmediğini göstermeye mi çalışıyor ? Ne dersiniz? Yoksa Guterres görevden ayrılmadan, sonraki genel sekretere bir Kıbrıs çerçeve belgesi mi bırakmaya çalışıyor? Belki de durum sadece bu.










