İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam Dünyası ve Küresel İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Sami Al Arian ve Leeds Üniversitesi Sosyal Teori ve Sömürgecilik Sonrası Düşünce Profesörü Salman Sayyid, İslam dünyasının sömürgecilikle mücadelesini değerlendirdi.
Arian, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana pek çok ülkenin sömürgeci güçlerden en azından siyasi düzeyde bağımsızlıklarını kazanmasına karşın, yerleşimci sömürgeci bağlamda doğrudan işgale maruz kalan tek ülkenin Filistin olduğuna dikkati çekti.
Filistin’in sömürgeleştirme siyasetinin merkezi ve sömürge projelerinin nasıl kendisini sağlamlaştırdığının sembolü haline geldiğini kaydeden Arian, siyonizmin Filistin bağlamının ötesinde tüm bölgede genişlemeye çalışan bir yerleşimci sömürgeci proje olduğunu belirtti.
Arian, Filistin’in tüm dünyadaki sömürge karşıtı güçlerin ve sömürgeden kurtulma projelerinin sembolü haline geldiğini anlatarak, “Filistin, Batılı güçlerin özellikle Arap ve Müslüman dünyasının kalbinde, Asya ile Afrika arasındaki kesişme noktasında sömürgeleştirme yönündeki son girişimidir. Arap ve Müslüman dünyasının kalbi olan bir toprak parçasıdır. Bu sömürgeleştirme süreci küresel güneydeki en önemli sömürgecilikten kurtulma projesi haline gelmiştir.” dedi.
Terörle mücadele retoriği direniş gruplarını marjinalize etmeyi amaçlıyor
Amerika Birleşik Devletleri’nin “terörle mücadele” ifadesini icat ederek İslam dünyasının Amerikan hegemonyasına, Amerikan sömürgeciliğine veya İsrail kontrolüne direnecek herhangi bir yapıyı terörist ilan edebildiğini ifade eden Arian, terörist kelimesinin Amerikan sömürgeciliğine karşı direnenleri izole etmek ve marjinalleştirmek için kullanıldığını vurguladı.
Arian, kendilerini siyonist işgale veya bölgede kendi hegemonyalarını dayatmaya çalışan Siyonist güçlere karşı savaşmaya adamış olan bu grupların kesinlikle terörist olmadığını anlatarak, “ABD retoriğinin yapmaya çalıştığı şey, bu direniş gruplarını izole etmek ve aynı zamanda Amerikan hegemonyası ve kontrolünün yanı sıra siyonist hegemonya ve kontrolü uğruna onları ortadan kaldırmaya çalışmaktır.” diye konuştu.
Afganistan’da, Irak’ta, Lübnan’da ve Filistin’de tarihi kayıtlara bakıldığında “terörle mücadele” retoriğinin çoğunun bölge halkları tarafından benimsenmediğine işaret eden Arian, bu söylemin kurbanlarının çoğunun Müslümanlar olduğunu, Filistin’deki işgale, Afganistan’daki, Irak’taki veya diğer yerlerdeki işgale meşru şekilde direnenlerin hedef alındığını aktardı.
Sömürgecilikten kurtuluş için kolektif çaba gerekiyor
Salman Sayyid, sömürgeden kurtulmak için gerekli kaynaklara ve projelere sahip olunmasına karşın sadece bu unsurların tek başına var olmasının yeterli olmadığını belirterek, “Yemeğin malzemelerinin olması yemeğiniz olduğu anlamına gelmez. Birisinin pişirmesi gerekir. Sadece sömürgecilikten kurtulmanın unsurlarının var olması yetmez, fark yaratmak için bunları bir araya getirmemiz gerekir.” ifadelerini kullandı.
Sömürgeden kurtuluşun hem liderliğe hem de bir ekibe ihtiyaç duyduğunu dile getiren Sayyid, daha iyi bir geleceğe sahip olmak için kolektif çaba göstermenin bir yolunun bulunması gerektiğini söyledi.
Sayyid, “İslam aracılığıyla düşünmek” kavramsallaştırmasıyla bir metodoloji kastetmediğini, aslında bu kavramsallaştırmayla Müslümanlar arasında paylaşılan kelime dağarcığını kullanmaya istekli olmayı kastettiğini bildirdi.
Dünyada sosyal bilimlerin dinlere ve özellikle de İslam’a karşı derin bir düşmanlıkla kendisini inşa ettiğini anlatan Sayyid, sosyal bilimler bağlamında yapılması gerekenin İslam’dan ziyade Müslümanlığa yer açan bir yol bulmak olduğunu kaydetti.
Sayyid, Batılı ve Doğulu kavramlarının tarihsel olduğunu ve Müslümanları kapsayan bir gelecek için bu kavramların ötesinde farklı bir tarih yazılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Batı kanonları fikrinin sadece bir şeyi taşımak ve alternatif bir ulusa sahip olmakla ilgili olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda neyin Batılı olduğu kavramını yapısöküme uğratmaktır. İnsanlar sıklıkla sömürgecilikten kurtulmayı gerçekleştirme yolumuzun Aristo’nun aslında şu anki Türkiye olan yerden geldiğini veya orada büyüdüğünü hatırlamak olduğunu söylüyorlar değil mi? Ama bu pek yardımcı olmuyor çünkü kalıcı bir Batılı ve Doğulu kavramına sahip oluyorsunuz. Bu yüzden bence yapmamız gereken ilk şeylerden biri, bu Batılı ve Doğulu terimlerinin her zaman var olmuş bir şeyi tanımlamadığını düşünmektir.”










