Ekonomi  Sadece Rakam Değildir: Kuzey Kıbrıs’ta Geçim, Güven ve Umut

Değerli Okurlar,

Kuzey Kıbrıs’ta ekonomi çoğu zaman istatistik tabloları, bütçe kalemleri ya da büyüme oranları üzerinden tartışılıyor. Oysa ekonomi, bu toplum için yalnızca sayılardan ibaret bir alan değildir. Ekonomi, sabah işe giderken cebindeki parayı hesaplayan insanın ruh halidir; ay sonunu getirememe kaygısıdır; çocuğunun geleceğine dair duyduğu belirsizliktir. Bu nedenle Kuzey Kıbrıs’ta ekonomiyi anlamak için önce rakamlara değil, hayata bakmak gerekir.

Bir siyaset bilimci olarak meseleye yaklaşımım, ekonomiyi  sadece teknik bir yönetim alanı olarak değil; toplumsal ilişkiler ağı içinde şekillenen bir siyasal olgu olarak okumaktır. Halk bilimiyle temas eden bir perspektiften bakıldığında ise ekonomi, yalnızca üretim ve tüketim döngüsü değil; toplumun değerleriyle, dayanışma biçimleriyle ve umut kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Kuzey Kıbrıs’ta bugün yaşadığımız sorun tam da burada düğümlenmektedir. Ekonomik daralma, yalnızca gelir kaybı değil; toplumsal güvenin aşınmasıdır.

Geçim sıkıntısı artık istisnai bir durum değil, gündelik hayatın normali haline gelmiştir. İnsanlar çalışıyor ama yetmiyor; üretiyor ama karşılığını alamıyor. Bu durum, bireysel başarısızlıklarla açıklanabilecek bir tablo değildir. Aksine, kalkınma politikalarının toplumun gerçek ihtiyaçlarından kopuk biçimde tasarlanmasının bir sonucudur. Ekonomi yönetimi, toplumun taşıma kapasitesini değil, günü kurtaran dengeleri öncelediğinde; bedelini halk öder. Bu bedel yalnızca maddi değildir; yorgunluk, umutsuzluk ve sessiz bir kabulleniş olarak toplumsal dokuyu zedeler.

Ekopolitik açıdan bakıldığında, Kuzey Kıbrıs’ta ekonomik sorunların temelinde yalnızca kaynak yetersizliği değil; yönetişim eksikliği bulunmaktadır. Planlama, denetim, katılımcılık ve şeffaflık zayıf kaldığında; en doğru ekonomik hedefler bile toplumsal karşılık üretemez. Ekonomi, siyasal kararların ve yönetim anlayışının bir çıktısıdır. Bu nedenle kötü giden bir ekonomik tablo, aynı zamanda yönetme biçiminin sorgulanmasını gerektirir.

Kuzey Kıbrıs’ta ekonomik sorunların en görünmeyen ama en yıkıcı sonucu, güven duygusunun kaybıdır. İnsanlar devlete, kurumlara, hatta birbirlerine güvenmekte zorlanıyor. Oysa siyaset bilimi bize şunu söyler: Güvenin çöktüğü yerde ekonomi de kalıcı olamaz. Çünkü ekonomi, yalnızca para akışı değil; beklenti, istikrar ve öngörülebilirlik meselesidir. Bugün toplumun geniş kesimleri yarınını planlayamıyorsa, bunun nedeni sadece ekonomik göstergeler değil; yönetim anlayışının topluma güven verememesidir.

Bu noktada siyasal sorumluluk meselesi kaçınılmaz olarak gündeme gelir. İktidar konumunda bulunan hükümetler, ekonomik olumsuzlukların sorumluluğunu yalnızca dış koşullara, küresel krizlere ya da geçmişe yükleyerek aşamaz. Yönetmek, sadece olumlu gelişmeleri sahiplenmek değil; olumsuzlukların da siyasal sorumluluğunu üstlenmektir. Hesap verebilirlik, yönetişimin temelidir. Toplum, kendisini yönetenlerin sorunları kabul etmesini, açıklamasını ve çözüm için şeffaf bir yol haritası sunmasını bekler.

Ancak burada muhalefetin rolü de en az iktidar kadar önemlidir. Toplumsal muhalefet, yalnızca eleştiren değil; yapıcı, ilerici ve alternatif üreten bir siyasal alan olmak zorundadır. Ekonomi politikalarının toplumdan kopukluğunu teşhir ederken, aynı zamanda toplumla birlikte şekillenen çözüm önerilerini görünür kılmalıdır. Muhalefet, halkın yaşadığı geçim sıkıntısını siyasal bir dile dönüştürebildiği ölçüde anlamlıdır.

Toplumsal muhalefetin gücü, sokaktaki insanın sesini karar alma süreçlerine taşıyabilmesinde yatar. Bu da katılımcı mekanizmalar, açık veri, denetim kültürü ve şeffaf yönetim anlayışıyla mümkündür. Yönetişim, yalnızca devletin nasıl yönettiği değil; toplumun yönetime nasıl dahil edildiğisorusudur. Bu dahil olma gerçekleşmediğinde, ekonomi politikaları ne kadar teknik olursa olsun toplumsal meşruiyet üretemez.

Bu noktada kalkınma anlayışının da yeniden düşünülmesi gerekir. Kalkınma, yalnızca beton, büyüme ya da dış kaynakla ölçülemez. Kalkınma, insanların yaşadıkları yere tutunabilmesi, geleceğe dair umut üretebilmesi ve emeğinin karşılığını alabilmesidir. Kuzey Kıbrıs’ta bugün eksik olan tam da budur. İnsanların bu topraklarda kalmak için nedenleri giderek azalırken, ekonomik büyümeden söz etmek toplumsal karşılık bulmamaktadır.

Geçim sıkıntısı derinleştikçe, demokrasi de kırılgan hale gelir. Ekonomik güvencesizlik, insanları siyasetten uzaklaştırır; katılımı zayıflatır; “nasıl olsa değişmez” duygusunu besler. Bu, sessiz ama tehlikeli bir toplumsal çözülmedir. Ekonomiyle demokrasi arasındaki bağ koparıldığında, ne sağlıklı bir piyasa ne de sağlıklı bir siyasal düzen kurulabilir.

Bu nedenle Kuzey Kıbrıs’ta ekonomi tartışması, rakamların ötesine taşınmak zorundadır. Ekonomi, insan üzerinden, toplum üzerinden ve güven üzerinden okunmalıdır. Geçimi güvence altına almayan hiçbir büyüme sürdürülebilir değildir. Güven üretmeyen hiçbir politika kalıcı olamaz. Umut vermeyen hiçbir kalkınma modeli toplumu ileri taşıyamaz.

Ekonomi sadece rakam değildir; ekonomi, bu toplumun bugününü nasıl yaşadığı ve yarınını nasıl hayal edebildiğidir. Eğer bu hayal zayıflıyorsa, sorunu tabloları değiştirerek değil; yönetme biçimini, siyasal sorumluluğu ve yönetişim anlayışını yeniden düşünerek çözmek gerekir. Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı olan şey tam da budur.

Mahmut Kanber                                                                                                                                     Siyaset Bilimci/ Yazar                                                                                            [email protected]

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir