Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın çok uluslu Eunomia tatbikatı ve tartışmalı denizaltı elektrik kablosu projesi (GSI) güzergâhı üzerinden yayımladığı NAVTEX’e Türkiye’den anında yanıt geldi. Türkiye, 16 Ekim’de birkaç saat arayla iki ayrı anti-NAVTEX yayımlayarak Doğu Akdeniz’de hem Yunanistan’ın hem de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin deniz yetkisine itiraz etti. Atina “İzin almayacağız” açıklamasını korurken, Ankara kıta sahanlığı üzerindeki haklarına dikkat çekerek diplomatik ve askeri kararlılığını bir kez daha vurguladı.
Küresel enerji krizleri ve tedarik zinciri kırılmaları, Akdeniz çanağındaki hidrokarbon rezervlerinin stratejik önemini hat safhaya çıkarmıştır. Yunanistan, uzun yıllardır planlama aşamasında tuttuğu Girit’in güneyindeki sismik araştırma ve sondaj projelerini, değişen jeopolitik konjonktürü fırsata çevirerek sahaya taşımaya çalışmaktadır. Atina yönetiminin, Türkiye ile dönemsel olarak yürüttüğü “pozitif gündem” ve diplomatik yakınlaşma süreçlerine rağmen Girit’in güneyindeki aramalardan taviz vermemesi, bölgedeki yapısal egemenlik krizinin derinliğini göstermektedir.
Yunanistan, Girit’in güney ve güneybatısındaki arama için en kritik lisans blokları, ABD’li enerji devi ExxonMobil ile Yunanistan’ın millî enerji şirketi Helleniq Energy ortaklığına verilmiştir. ABD’li bir şirketin sahada fiilen arama yapması, Atina için diplomatik ve askeri bir güvence mekanizması olarak kurgulanmaktadır. İleri teknoloji sismik araştırma gemileriyle toplanan üç boyutlu verilerin analizi tamamlanmış, Atina yönetimi bloklarda hedef noktaları belirleyerek ilk derin deniz doğalgaz arama sondajı için takvim üzerindeki kararlılığını ilan etmiştir.
2019 yılında Türkiye ile Libya arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanları Anlaşması”, Girit’in hemen güneyinden geçen kesintisiz bir koridor oluşturmuştur. Yunanistan’ın hidrokarbon arama sahası ilan ettiği bazı alanlar, Türkiye’nin kıta sahanlığının dış sınırları ve Libya’nın hak iddia ettiği Münhasır Ekonomik Bölge alanları ile hukuken çakışmaktadır. Libya Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye, Yunanistan’ın Girit’in güneyindeki izinsiz faaliyetlerini Birleşmiş Milletler nezdinde birçok defa protesto etmiştir. Trablus yönetimi, Atina’nın “Libya’nın deniz haklarını gasp etmek için oldubittiler yaratmaya çalıştığını” savunurken; Ankara ise kendi kıta sahanlığını ihlal edecek herhangi bir fiilî sondaj adımına karşı askeri caydırıcılık da dahil olmak üzere tüm angajman kurallarını masada tutmaktadır.
Yunanistan’ın geri adım atmamasının arkasında üç temel motivasyon bulunmakta olduğu değerlendirilmektedir.
-Uluslararası deniz hukukunda uzun süreli ve kesintisiz ekonomik faaliyet yürütmek, ihtilaflı bölgelerde devletlerin elini güçlendiren bir teamüldür. Atina, arama ve sondaj yaparak bölgenin kendi egemenliğinde olduğunu dünyaya ilan etmek istemektedir.
-Rus gazına alternatif arayan Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz kaynaklarına stratejik önem atfetmektedir. Yunanistan, Girit güneyindeki olası devasa doğalgaz keşifleriyle kendisini AB’nin enerji kapısı olarak konumlandırmayı amaçlamaktadır.
-Yunanistan iç siyasetinde Ege ve Doğu Akdeniz’deki haklardan “Türkiye’nin baskısı sebebiyle vazgeçildi” algısı yaratmak hiçbir hükümetin göze alamayacağı siyasi bir intihardır. Bu nedenle Miçotakis hükümeti, projeyi ulusal bir kararlılık sembolü olarak sunmaktadır.
Atina yönetiminin Girit’in güneyindeki hidrokarbon faaliyetlerindeki ısrarı, Great Sea Interconnector (GSI) elektrik hattı projesinden bağımsız ele alınamaz. Bu iki proje, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki egemenlik iddialarını sahada kalıcı hale getirmeyi amaçlayan “altyapısal jeopolitik” stratejisinin ayrılmaz iki parçasıdır. Hidrokarbon aramaları deniz tabanının altındaki zenginliği hedeflerken, GSI projesi bu kaynakların korunması ve haritalandırılması için stratejik bir kalkan görevi görmektedir.
Uluslararası deniz hukukunda, sınırlandırılmamış deniz alanlarında yürütülen kesintisiz ekonomik ve yapısal faaliyetler, devletlerin egemenlik tezlerini güçlendiren fiilî durumlar yaratır.Girit’in güney ve güneydoğusundaki hidrokarbon lisans blokları ile GSI projesinin geçeceği deniz altı güzergâhı coğrafi olarak büyük ölçüde örtüşmektedir. GSI kapsamında Fransız ve İtalyan gemilerinin yürüttüğü deniz tabanı topografyası ve hidrografik ölçümler, sadece kablo döşemek için değil, aynı zamanda bölgedeki hidrokarbon sondaj kulelerinin nereye kurulabileceğine dair hayati jeolojik veriler de sağlamaktadır.
Yunanistan, Türkiye’nin askeri ve diplomatik gücünü tek başına dengeleyemeyeceğinin bilincindedir. Bu nedenle her iki projede de arkasına küresel aktörleri ve uluslararası konsorsiyumları alma stratejisi gütmektedir. Hidrokarbon bloklarında ExxonMobil(ABD) ve TotalEnergies (Fransa) gibi devleri sahaya sürerek Türkiye’nin olası bir askeri müdahalesini küresel bir krize dönüştürmeyi amaçlamaktadır. GSI projesinde ise Avrupa Birliği’nin finansal desteğini ve Fransız kablo üreticisi Nexans ile yatırım fonu Meridiam’ı devreye sokarak, projeyi “Yunanistan’ın tezi” olmaktan çıkarıp “Avrupa’nın enerji güvenliği projesi” haline getirmeye çalışmaktadır. Böylece, Girit’in güneyindeki hidrokarbon arama sahaları, GSI kablo hattı ve AB mevzuatları üzerinden hukuki ve siyasi koruma altına alınmak istenmektedir.
Uzun vadeli stratejik planda Atina, Girit’in güneyinde keşfedilmeyi bekleyen devasa doğalgaz rezervlerini sadece boru hatlarıyla taşımayı düşünmemektedir. Küresel enerji dönüşümü trendine uygun olarak, bu gazın Girit ve anakarada kurulacak santrallerle elektriğe dönüştürülmesi ve GSI hattı vasıtasıyla Kıbrıs üzerinden İsrail’e ya da tersi yönde Avrupa içlerine aktarılması planlanmaktadır. Dolayısıyla GSI, hidrokarbon aramalarının gelecekteki ticari ve lojistik altyapısını oluşturmaktadır.
Yunanistan’ın Girit’in güneyindeki hidrokarbon ısrarı ile GSI projesindeki Navtex adımları, Doğu Akdeniz’deki Türk-Libya bariyerini yarmaya yönelik senkronize bir hamledir. Atina altyapıyı sahaya indirdiği an, arkasından gelecek hidrokarbon platformları için de meşruiyet zemini kazanacağını hesaplamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin GSI projesine yönelik kıta sahanlığı itirazları ve sahadaki askeri kararlılığı, aslında Girit’in güneyindeki doğalgaz savaşlarının da ilk savunma hattını oluşturmaktadır.
Yunanistan’ın Girit’in güneyindeki hidrokarbon ısrarı, Doğu Akdeniz’deki kırılgan sakinliğin altındaki en büyük patlayıcı fitillerden biridir. Atina; arkasına ABD’li şirketleri ve AB’nin enerji güvenliği arayışını alarak sahadaki fiilî durumunu derinleştirmektedir. Ancak bu kararlılık, Türkiye ve Libya’nın çizdiği kırmızı çizgilerle er ya da geç sıcak bir yüzleşme riski barındırmaktadır. Sismik araştırmaların ötesine geçilip, tartışmalı sınırlarda fiziki sondaj kuleleri kurulduğu an, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde diplomatik notaların yerini askeri hareketliliğe bırakması kaçınılmaz hale gelecektir. Nihai çözüm, tarafların tek taraflı aramalardan ziyade, hakkaniyet ilkesine dayalı bölgesel bir enerji konferansında bir araya gelmesidir.










